13/1/2007 · Kategori: harici zirvalar

hayaliperde'de neler yazmıştım .....neler yapmıştım......

 

 

 

Kavuşmak bir gün toprağa,
Bir bahar cümbüşü olmak,
Dört mevsimde ayrı ayrı
Tabiatın düşü olmak...

Bir buluttan düşen yağmur,
Bir yıldızdan damlayan nur,
Bir yeşil yaprakta huzur,
Bir gonca gülüşü olmak...

Yazın savrulmak harmanda,
Kışın şahlanmak ummanda,
Fecre karşı bir ormanda,
Bir kuşun ötüşü olmak...

Yusuf Ziya Ortaç

 

 

фото | dvir | Elizabeths and blouse in a peas

 

ümran akça   

Henüz çok yaşlı sayılmazdı. 55 yaşında,saçlarına ak düşmüş,hayli kilolu, kahverengi gözleri donuk donuk yalnız yaşayan bir kadındı.

Kahvesinden bir  yudum daha alarak, yağmurda sağa sola koşuşturup duran insanları seyrediyordu penceresinden. Ne  kahve bitiyordu, ne gözlerindeki yaşlar ne de dışarıda  gürültüyle  yağan yağmur. Sanki yağmuru dinliyor gibiydi,uzakta kalan herşeyden bir haber getirmesini bekliyor gibi bir hali vardı. Elleri titreyerek fincanı yerine koydu. Yavaş yavaş batan gün gibi, ağır ağır ağır geçen günler onu iyice yormuş, hep uykuyla uyanıklık arasında kalan yaşamında küçük mutluluklar yaratmaya çalışıyordu. Kahve de mutluluk verici bir alışkanlıktı onun için, yağmurda. Yağmur damlalarında yıkanıyor gibiydi yalnızlığı.

İki oğlu vardı. 3 torun sahibi bir babaaaneydi. Haftada birkaç kere de olsa onları görüyor, onlar gelmezse o gidiyordu. Severdi, çocuklarını, torunlarını. Çocukları da onu severdi yalan yok. Çok sevdiği, biricik eşinin hatırasıydı onlar. Eşinin ardından kala kaladığında, evini bırakıp ta hiçbir yere gidememiş, eşinin hatıralarıyla dolu bu eski evde, kitaplarıyla paylaştığı yalnızlığına anlam kazandırmaya çalışıyordu. Adım adım gelen ölümden korktuğu söylenemezdi, belki de yıllarını paylaştığı eşine kavuşmak istiyordu.

Çocuk sesleriyle dolu geçen eski günleri düşündü. Eşi öğretmendi, hayatı boyunca dürüst yaşamayı kendine ilke edinmiş bir öğretmen. İnce düşünceli, tam bir beyefendi idi. Bahçedeki çiçekleri biricik karısına her sabah sunabilmek için dikmişti tek tek, mevsimine göre, biri solarsa öbürü açacak şekilde. Bu kadar çok sevilmek her kadın gibi onu da eşine biraz daha bağlamıştı. Ama hiç anlam veremedi onun bu sevgisine. Güzel bir kadın sayılmazdı. Hatta doğumlardan kalan kiloları onu daha da sıradan bir kadın haline getirmişti. İlkokulu bitirmiş, ortaokul birinci sınıftn sonra okula gidememişti. Cahil sayılırdı çoğu konuda. Öyle çok becerikli bir kadın da değildi. Çocuklarını büyümüş, evini ısıtmış, eşinden başka bütün erkekleri kardeşi gibi görmüş, kocasının yaptığı çalışmaları hayretler içinde takip etmiş, onu izlemiş, onu seyretmiş, ondan ve çocuklarından daha değerli hiç birşeyi olmamıştı hayatında.

Sevmeyi, sevilmeyi onunla öğrendim diye düşündü kadın. Boyası dökülmüş duvarda asılı duran fotoğrafı aldı usulca. Sarılıp, öptü bir kez daha. Bana çok şey öğrettin dedi fısıldayarak bana sevilmeyi öğrettin, kendimi sevmeyi öğrettin. Yüzündeki kırışıkları izleyerek akıp giden gözyaşları, yağmur damlaları gibi hızlanmaya başladı. Dayanamıyordu artık bu yalnızlığa. Sen nerdesin, neden bırakıp gittin beni, neden yarım kaldı bu sevda diye söyleniyordu devamlı.

Sabah saat sekiz gibi kapısı çalındı ısrarla. Yağmur kesilmiş, kendisini özleyen torunları babalarıyla birlikte babaanenelerinin yanına gelmişti. Ama kapıyı açan olmadı, olamadı...

 

 

fantasy

 

Kimbilir ne kadar güzelsin bugün
Benden uzaklarda doğum gününde
Hatırla ne kadar mutluyduk canım
Seninle geçen yıl doğum gününde

Kim derdi sonu bu, öyle bir aşkın
Belki kurumuştur çoktan gözyaşın
Kutlu olsun sana bu yeni yaşın
Bana da sensizlik doğum gününde

Benim için bir mum yaktın mı bilmem
Camlardan yollara baktın mı bilmem
Ah burada olsa dedin mi bilmem
Yoksa unuttun mu doğum gününde

Kimbilir kiminle kesildi pasta
Bir dilim düşmez mi bu eski dosta
Sen sevinç içinde ben ise yasta
Senden uzaklarda doğum gününde

Elbette kuş olup gelmek isterdim
Ben de yanağından öpmek isterdim
Seni bir kez daha görmek isterdim
Alkışlar içinde doğum gününde

 

 

 

фото | PhotoCritic II | Портрет девушки

 

Ele verir şeyler yüzünden deli
Reddettiğim şehirlerde isimsizim
Nedir seni bir şehirden güzel yapan
Nedir hatırlamak bir yüzü diğerinde
Sen yaşadıkça değişiyor ben
Genişliyor siyahın içinde siyah

Şimdi seni unutmanın matematiği
Bu yaşanmıştır ve kabulümdür araf
Gidecek yer kalmadı aşkımın atlarına
Bir Sibirya büyütüyor yüreğim eyvah
Yüreğim kırarak büyüdüğün oyuncak

 


 

Hey ağalar bir sevdaya uğradım
Ah ettikçe gözlerimden kan gider
Avar'oldum elim ermez işime
Düşünürken akşam olur gün gider

Yaz gelince Arap atlar yarışır
Bayram gelir kanlı kinli barışır
Gözüm daim gözün ile irişir
Hilal kaşlar kirpik ile cenk eder

Atamadım aldırmadım şahımı
Artırmışım figanımı ahımı
Kaçan iller ile görsem mahımı
Sanırım ki vücudumdan can gider

Gevheri der varam yarin yanına
Yüzümü de sürem hak-i payına
Bir şeftali versen şu ben kuluna
Al yanaktan nen eksilir nen gider

 

фото | Влад Гансовский | ***

 

 

 

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...

Üstü kalsın...

Ocak 1990
Kaynak: Yeni Yaprak, sayi:13

Cemal Süreya

 

 

 

 

 

 

 

фото | dvir | ***

 

 

Kimi Sevsem, Sensin...

kimi sevsem sensin / hayret
sevgin hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarım bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor

her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırkızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor

kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum

Dün sahilde karşılaştık.
Bir an gözüm ısırdı,
Sonra birden tanıdım.
Düşmemek için zor tuttum kendimi
Bacaklarım titredi,
Bir ağaca yaslandım.

Yırtılan bir mektup gibi,
Sisli hatıraların gerisinden bakıyordu.
Eski bir sevdanın
Durulmamış nehirleri,
Çırpınarak yüreğime akıyordu.

Hatırladığım,
Bir sonbahar günüydü,
Karşımızdaki yeni eve taşındılar.
Bütün gün bakışıp duruyorduk.
Gözleri...
Gözleri sanki birer kurşundular!..

O zamanlar ben,
Zıpkın gibi bir çocuktum,
Liseye yeni başlamıştım.
Onun, saçlarını geriye savurup
Çapkınca gülümsemesinden hoşlanmıştım.

Ne zaman cama çıksam, karşı balkonda
Itırlı bir çiçek gibi tütüyordu
Ne zaman buluşalım, desem,
Olmaz, diyordu.
Mektuplaşmak ona yetiyordu.

Bir Temmuz akşamıydı,
Unutmam...
Yazlık sinema daha yeni dağılmıştı,
Bahçe kapısında sıkıştırıp öpmüştüm,
İçeri kaçıp saatlerce ağlamıştı.

Sonraları çok konuştuk, gezdik.
Bazen ağlaşıp bazen de gülüştük.
Çılgın gibiydik,
her firsatta buluştuk.
Uluorta öpüştük, herkesin diline düştük.

Ailesi baş edemedi,
Mersin’deki halasına gönderdi.
Hiç arayıp sormadım.
Ben o sıralar eylemci oldum;
Mahalleden ayrılıp
Yıllarca eve de uğramadım.

Dünyam değişmişti artık...
Memleketin gidişatını
Hiç mi hiç beğenmiyordum.
Forumlara, yürüyüşlere katılıyor,
Durmadan şiir okuyup,
Ajitasyon çekiyordum.

Ah o gençlik rüzgarı, ah...
Ezilen insanları, tek başıma
Kurtaracağımı sandım...
Anarşik bir eylem sırasında,
Seken kurşunlarla
Bacağımdan yaralandım.

Ameliyatın ardından
Yıllarca yattım içerde...
Dosyam bir hayli kabarmıştı.
Beni, o nemli koğuşlarda,
Vefakar anamdan başka
Hiç kimse aramamıştı...

İçerden çıkınca, onu sordum,
Bir astsubayla evlenip buradan gitmişti.
Oysa, kibrit ağusuyla
Koluma dağladığım ismi,
Hala silinmemişti...

Hayat devam ediyordu...
İçkiye vurmuştum,
Unutmayı deniyordum.
Pencerenin önünde,
Kuruyan bir çiçek gibi
Günden güne tükeniyordum...

Anam çökmüştü artık,
Ölmeden mürüvvet istiyordu
Bazen oturup dertleşirdik.
Kimsesiz bir kadın varmış, körmüş,
Olur, demiş.
Ben de fazla uzatmadım, evlendik.

Geçmişe ait ne varsa,
Mektuptu, resimdi;
Bir-bir ayırıp yaktım ateşte.
Nasıl gittiğini sorarsanız,
Ne bileyim,
Kör-topal gidiyor işte...

Ne var ki, o hırçın saçları
Hep yüzüme savruluyor,
Balkona her baktığımda.
Pişmanlık, bir eski yara gibi
Hala kımıldayıp duruyor
Onu hatırladığımda.

Biliyorum, onunla olsaydım
Böyle kavga edip durmazdım yüreğimle.
Biliyorum, bu sevdayı ben yıktım,
Ben öldürdüm
Bu hoyrat ellerimle!..

Dün, sahilde karşılaştık.
Bir an boş bulundum,
Sendeler gibi oldum.
Öyle bir baktı ki,
Ben o gözlerde
Bir ömrün bütün acılarını buldum...

Bir şeyler söylemek ister gibiydi.
Başını eğip gitti, çocuklarının yanına
Nedendir bilmiyorum, fakat
Girmek istemedi sanki,
Kocasının koluna...

Ardından koşup durduramadım,
Ona soramadım.
Öylece donakaldım...
Çünkü o anarşik eylemden beri
Ben artık
Değnekli bir topaldım!..

 

 

 

Karantinalı Despina

bir gül takıp da sevdalı her gece saçlarına
çıktı mı deprem sanırdın 'kara kız' kantosuna
titreşir kadehler camlar kırılır alkışlardan
muammer bey'in gözdesi karantina'lı despina

çapkın gülüşü şöyle faytona binişi kordelia'dan
ne kadar başkaydı her kadından her bakımdan
sınırsız bir mutlulukta uyuturdu muammer bey'i
ustalıkla damıttığı o tantanalı aşklarından

işgal altüst etti nasıl da izmir'de her şeyi
öğrendi kullanmasını despina bu yanlış geceyi
körfezde parıldayan yunan zırhlılarına karşı
miralay zafiru'la ispilandit palas'ta sevişmeyi

gemi sinyallerinin gece bahçelere yansıması
havuzda samanyolunun hisarbuselik şarkısı
demlendikçe yanlızlığı aydınlanıyor muammer bey
olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması

  

 

 

Olsun Da Gör

O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör
Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör
Seyreyle gülü bülbülü
Çifter çifter aylar gökyüzünde
Her gece ayın on dördü

Kuşlar geçecek damların üstünden
Kuşlar konacak dallara
Kanat seslerini duyup uyanırlarsa
Gene kuşlarla uyusun çocuklar
Olanı biteni anlatma.

Hiç görmediğim şey bu
Kurdun gözü yılmış sürüden
Elmanın yarısı soğuk yarısı sıcak
Ağulu bitkilere dolanmış salkım
Güneşten yağmur boşanacak

Yetsin demir çağının beyliği
Yeni bir gün başlıyor demek
Yeryüzünde korkusuz yaşamak
İki milyar kişiye bir dünya
İki milyar kişiye iki milyar ekmek

Yazık olur bu düş yarım kalırsa
Barış günü insan hakkı yenirse
Köroğlu’nun sözü dinlenmelidir
Sivas ilinin Banaz köyünden
Pir Sultan Abdal dirilmelidir.

Ah günüm yetse görmeye seni
Seni övmeye gücüm yetse
Barış çağı altın çağ
Son ozanı ben olayım bu özlemin
Bu özlem bitse

O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör
Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör
Seyreyle deli ozanı
Baştan başa sevda batan başa tutku
Dili baldan tatlı.

Melih Cevdet Anday

фото | Rederik | Двери Восприятия

 

 

 

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »